Spor karşılaşmalarının izlenebildiği spor salonlarının şehirlerin içindeki yerleri farklı olsa acaba bu mekanlardaki spor karşılaşmalarını daha fazla insan izler mi? Spor karşılaşmaları trafikten çok etkilenmeden gidilebilecek yerlerde bulunsa ya da en azından insanların toplu olarak ziyaret ettiği bölgelerde olsa spor izleyicisinin sayısında yukarıya doğru bir gidiş olur mu? Ulaşılabilen yerlerdeki spor salonlarının konforu, güvenliği, temizliğine gösterilen özen ve sunduğu başka başka olanaklar, hizmetler artırılırsa izleyici sayısı ve bu izleyiciler içindeki kadın, anne, baba, yaşlı, üniversite öğrencisi ve çocuk oranı yükselir mi? Alış veriş merkezlerinden birinin içindeki spor salonunda hafta sonları bölgenin önemli spor karşılaşmalarından bazılarının yapılması alış veriş merkezindeki ticarete olumlu biçimde yansır mı? Bu gibi gelişmelerin çocukların sporla daha fazla ilgilenmesine, sporcu rol modellerle kendilerini özdeşleştirmesine, onlara özenmesine, taklit etmesine, spor yapma isteklerinin artmasına faydası dokunur mu? Çocuklardan gelen spor yapma isteği ebeveynlerin desteğiyle birleşirse okulların, belediyelerin, devletin merkezi yönetiminin, basının, özel firmaların ve sponsorların spora bakışını ve yatırım önceliklerini değiştirir mi?20150222_144432

Buna benzer pek çok soru soruyorum bazen kendime. Bu sorulara olumlu yanıtlar verilebilirse devasa bütçeler oluşturmadan da kaynaklar seferber edilebilir diye düşünüyorum. Bununla birlikte toplum içinde spor yapma isteğinin ve bilincinin bu yollarla yaratılması belki de bir hayal. Belki de aslında spora verilen önem uzun yıllar içinde zar zor geliştirilebilecek, dahası toplumun diğer özelliklerinden, kültür ve eğitim mirasından direk etkilenen, onlar değişmeden oluşturulamayacak bir yaşam biçimi. Hal böyleyse yetişkinler için artık biraz geç olmuş demektir. Ama çocuklar farklı. Eğer içinde bulundukları toplumun dinamikleri onları şevklendirir ve fiziksel olanaklar sağlarsa yönlendirilebilirler. Zaman zaman seyretmeye gittiğim voleybol, hentbol, basketbol karşılaşmalarındaki çocukları gözlüyorum. Çekişmeli olmayan maçları bile pek çoğu heyecanla takip ediyorlar. Farklı duygusal reaksiyonlar verip, enteresan yorumlar yapıyorlar. Anlıyorum ki onlar da o sırada maçın en başarılı oyuncusunun yerinde olmak istiyorlar. Özeniyorlar. Sanırım önemli bir bölümünün kafasından “ben de yapabilir miyim?”, “ben de yaparım” ya da “denersem de yapamazsam ne olur” gibi sorular geçiyor. Kendi kendilerine soracakları bu sorular bile spor yapma alışkanlığı kazanmalarında önemli bir katkı sağlıyor olmalı.

9 yaşındaki Defne babasıyla tertemiz bir spor salonunda Eczacıbaşı-Vakıfbank voleybol karşılaşmasını izlemeye gitse, molalarda dönemin popüler müzikleri eşliğinde yapılan danslara tribünden eşlik etse, maçı seyrederken bir şeyler atıştırsa, maçtan sonra maçın MVP’si Neslihan’la fotoğraf çektirse, hafta içi okul takımı antremanında bu fotoğrafla hava atsa, karşı tribünde gördüğü İngilizce öğretmenine gülücüklerle el sallasa, devre arasında arkadaşlarıyla büfenin önünde sohbet etse, maç sonunda tuttuğu takımın posterini hediye etseler ona, maçtan sonra hemen oracıkta 1.50 TL’ye ıslak hamburger ayranla karnını doyursa, zamanları varsa yandaki sinemada bir film seyretseler ya da kitapçıya uğrayıp kitaplara, yeni MP3’lere, blueray DVD’lere baksalar sonra da alt kattaki marketten babasıyla alış verişlerini yapıp eve dönseler, Defne iyi bir gün geçirmiş sayar mı kendini acaba? Defne’ye bir sormak lazım. “İstemem” derse hiç problemimiz yok demektir! Yaşasın televizyon. Ama “Güzel fikirmiş” derse ne yaparız şimdiden ona bakmak lazım.